Follow by Email

26 Aralık 2014 Cuma

TÜRKÇEYE DÜŞMANLIK, ULUSA VE CUMHURİYETE DÜŞMANLIKTIR





Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişinin Türkçe düşmanlığı, kapkara bir bilgisizlik örneği olduğu kadar, cumhuriyetimizin temel değerlerini yok etme konusunda
kararlılıkla yürütülmekte olan savaşın yeni bir evresidir.
Bütün okulların imam hatipleştirilmesi, zaten en alt düzeyde öğretilmekte olan felsefe derslerinin tümüyle ortadan kaldırılması yönündeki uygulamalar, Osmanlıcanın orta eğitimden başlayarak zorunlu ders durumuna getirilmesi, ülkemizin bugününü ve geleceğini aydınlatacak ışıklı beyinler değil, bilgi düzeyleri ve yetenekleri mezar taşlarındaki Arap harflerini heceleyerek sökmeye çalışmanın ötesine geçemeyecek kof beyinler oluşturmanın ,
özetle “dindar ve kindar nesiller” yetiştirme hedeflerinin, kararlı, planlı, cumhuriyet ve ülke düşmanı aşamalarıdır..
Cumhurbaşkanı makamında oturmakta olan kişi en başından beri bütün söz ve davranışlarıyla olduğu gibi, bu gün de yine bütün söz ve davranışlarıyla, bulunduğu makamları hak etmeden oralara tırmanmış ya da tırmandırılmış olduğunu göstermektedir.
Cumhurbaşkanlığı, cumhuriyetimizi ve devrimlerini temsil eden en yüce ulusal makamdır.
Bu değerleri benimsemeyen, dahası onlara düşmanlığını her fırsatla ortaya koyan bir kişiliğin orada bulunuyor olması ülkemiz adına en büyük bir talihsizliktir.
Recep Tayip Erdoğan Türkçemiz konusundaki son sözleriyle, Mehmet Emin Yurdakul’un 19.yüzyılın son yılında yayınlanan “Türkçe Şiirler”le başlattığı, Ziya Gökalp’le, Ömer Seyfettin’lerin “Genç Kalemleri”yle süren, kuruluşuna Atatürk’ün öncülük ettiği Türk Dil Kurumunca yayınlanan ciltler dolusu sözcük ve deyim derlemeleriyle doruğa ulaşan ulusal dil savaşımdan habersiz olduğunu gösterdiği kadar, Yunus Emre’den günümüze muazzam bir edebiyatın temel taşını oluşturan Türkçeye sevgisizliğini de ortaya koymuştur.
Kendisinin konuşmakta olduğu Türkçeyle felsefe yapılamayacağı açıktır. Fakat onun bile, özellikle argo alanında, sokak ağzına özgü sözcüklerle, konuşma Türkçesine katkılarda bulunduğu yadsınamaz…
Türkçeyle Felsefe yapılıp yapılamayacağı konusuna gelince…
Bu konuda “muhatap”ımız Cumhurbaşkanlığı makamındaki kişi değil, ona bu talihsiz sözü söylettiğini tahmin ettiğimiz akıl hocaları olabilir….
Bu kişi ya da kişiler, örneğin Nusret Hızır’dan, Vehbi Eralp’tan, Macit Gökberk’ten, Takiyettin Mengüşüoğlu’ndan, Nermi Uygur’dan, Bedia Akarsu’dan, Hüseyin Batuhan’dan, İoanna Kuçuradi’den, Afşar Timuçin’den, Doğan Özlem’den, Betül Çotuksöken’den, Türkiye Felsefe Kurumu’nun yayınlarından tek satır okumuş olabilirler mi?
Dahası, böyle bir kurumun varlığından haberli midirler?
Yüksekten atan Tayip Erdoğan’ın bu adları duymuşluğu olabilir mi?
Okullardan felsefe derslerini kaldıran bir yönetimin bu konuda ağzını açmaya hakkı var mıdır?
Bu sözler Türkçenin yanı sıra yukarıda adları sayılan, onların öncesinde ve daha sonrasında yer alan felsefe öğretim üyelerine, yazarına, 1940’lı yıllardan günümüze eski ve en yeni dünya felsefesinin yapıtlarını Türkçe’ye başarıyla kazandıran sayısız çevirmenin büyük emeğine karşı çok büyük saygısızlık, hakaret, düşmanlık değil midir?
Cumhurbaşkanlığı makamındaki kişi ve her kimlerse akıl hocaları, daha öncekilerde olduğu gibi, bu talihsiz sözlerin de altında kalacaktır.
Çünkü Türkçeye düşmanlık, Türkçe sevgisizliği, Cumhuriyet devrimlerine, bu demektir ki Türkiye’ye düşmanlıktır.



Ataol Behramoğlu
SANATÇILAR GİRİŞİMİ
26.12.14