Follow by Email

26 Aralık 2014 Cuma

TÜRKÇEYE DÜŞMANLIK, ULUSA VE CUMHURİYETE DÜŞMANLIKTIR





Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişinin Türkçe düşmanlığı, kapkara bir bilgisizlik örneği olduğu kadar, cumhuriyetimizin temel değerlerini yok etme konusunda
kararlılıkla yürütülmekte olan savaşın yeni bir evresidir.
Bütün okulların imam hatipleştirilmesi, zaten en alt düzeyde öğretilmekte olan felsefe derslerinin tümüyle ortadan kaldırılması yönündeki uygulamalar, Osmanlıcanın orta eğitimden başlayarak zorunlu ders durumuna getirilmesi, ülkemizin bugününü ve geleceğini aydınlatacak ışıklı beyinler değil, bilgi düzeyleri ve yetenekleri mezar taşlarındaki Arap harflerini heceleyerek sökmeye çalışmanın ötesine geçemeyecek kof beyinler oluşturmanın ,
özetle “dindar ve kindar nesiller” yetiştirme hedeflerinin, kararlı, planlı, cumhuriyet ve ülke düşmanı aşamalarıdır..
Cumhurbaşkanı makamında oturmakta olan kişi en başından beri bütün söz ve davranışlarıyla olduğu gibi, bu gün de yine bütün söz ve davranışlarıyla, bulunduğu makamları hak etmeden oralara tırmanmış ya da tırmandırılmış olduğunu göstermektedir.
Cumhurbaşkanlığı, cumhuriyetimizi ve devrimlerini temsil eden en yüce ulusal makamdır.
Bu değerleri benimsemeyen, dahası onlara düşmanlığını her fırsatla ortaya koyan bir kişiliğin orada bulunuyor olması ülkemiz adına en büyük bir talihsizliktir.
Recep Tayip Erdoğan Türkçemiz konusundaki son sözleriyle, Mehmet Emin Yurdakul’un 19.yüzyılın son yılında yayınlanan “Türkçe Şiirler”le başlattığı, Ziya Gökalp’le, Ömer Seyfettin’lerin “Genç Kalemleri”yle süren, kuruluşuna Atatürk’ün öncülük ettiği Türk Dil Kurumunca yayınlanan ciltler dolusu sözcük ve deyim derlemeleriyle doruğa ulaşan ulusal dil savaşımdan habersiz olduğunu gösterdiği kadar, Yunus Emre’den günümüze muazzam bir edebiyatın temel taşını oluşturan Türkçeye sevgisizliğini de ortaya koymuştur.
Kendisinin konuşmakta olduğu Türkçeyle felsefe yapılamayacağı açıktır. Fakat onun bile, özellikle argo alanında, sokak ağzına özgü sözcüklerle, konuşma Türkçesine katkılarda bulunduğu yadsınamaz…
Türkçeyle Felsefe yapılıp yapılamayacağı konusuna gelince…
Bu konuda “muhatap”ımız Cumhurbaşkanlığı makamındaki kişi değil, ona bu talihsiz sözü söylettiğini tahmin ettiğimiz akıl hocaları olabilir….
Bu kişi ya da kişiler, örneğin Nusret Hızır’dan, Vehbi Eralp’tan, Macit Gökberk’ten, Takiyettin Mengüşüoğlu’ndan, Nermi Uygur’dan, Bedia Akarsu’dan, Hüseyin Batuhan’dan, İoanna Kuçuradi’den, Afşar Timuçin’den, Doğan Özlem’den, Betül Çotuksöken’den, Türkiye Felsefe Kurumu’nun yayınlarından tek satır okumuş olabilirler mi?
Dahası, böyle bir kurumun varlığından haberli midirler?
Yüksekten atan Tayip Erdoğan’ın bu adları duymuşluğu olabilir mi?
Okullardan felsefe derslerini kaldıran bir yönetimin bu konuda ağzını açmaya hakkı var mıdır?
Bu sözler Türkçenin yanı sıra yukarıda adları sayılan, onların öncesinde ve daha sonrasında yer alan felsefe öğretim üyelerine, yazarına, 1940’lı yıllardan günümüze eski ve en yeni dünya felsefesinin yapıtlarını Türkçe’ye başarıyla kazandıran sayısız çevirmenin büyük emeğine karşı çok büyük saygısızlık, hakaret, düşmanlık değil midir?
Cumhurbaşkanlığı makamındaki kişi ve her kimlerse akıl hocaları, daha öncekilerde olduğu gibi, bu talihsiz sözlerin de altında kalacaktır.
Çünkü Türkçeye düşmanlık, Türkçe sevgisizliği, Cumhuriyet devrimlerine, bu demektir ki Türkiye’ye düşmanlıktır.



Ataol Behramoğlu
SANATÇILAR GİRİŞİMİ
26.12.14

20 Ekim 2014 Pazartesi

FEVZİ KAVUK'a saygı gecesi


FEVZİ KAVUK  1931'de İznik-Müşküle köyünde doğdu .1960 yılında muhtar oldu, uzun yıllar muhtarlık yaptı. Türkiye İşçi Partisinin yönetiminde görev aldı.   TİP. Bursa milletvekili adayı oldu..  Marmara Köy-Der kuruluşunda ve yönetiminde çalıştı. Nazım'ın ölümünden sonra onun için diktikleri çınar gibi, hükümetin hedefi oldu. 1980 de tutuklandı. Daha sonra da çeşitli sosyalist partilere üye oldu ve mücadelesine devam etti.. 
Halen Müşküle'de yaşamaktadır.
 
           
SOSYALİST KÖY ÖNDERİ, HALK ÖNDERİ..ÇINARLI KÖYÜN MUHTARI..MÜŞKÜLE'li FEVZİ KAVUK SAYGI GECESİ 
 
 
         DOSTLARI
                    

         Ataol BEHRAMOĞLU
          Aytekin GÜRLER
          Ekin DURU
          Hacı TONAK
          Moris GABAY
          Münir DERÇİN
          Necdet FİLİZOĞLU
          Ömer TUNCER
          Saygı YAĞMURDERELİ
          Turgut KAZAN
          Ümit HÜRCAN
          Vahit TULİS
           ..................
 
25 ekimde Uğur Mumcu sahnesinde Fevzi Kavuk ile birlikte olacaklar..
 
(gece ATAOL BEHRAMOĞLU-HALUK ÇETİN Şiir dinletisiyle sonlanacak.)

25 Ekim 2014 Cumartesi Saat 19:30
Nilüfer Belediyesi
Uğur Mumcu Sahnesi / Bursa
Bilgi için: 452 3200

27 Eylül 2014 Cumartesi

METİN DEMİRTAŞ ‘IMIZI YİTİRDİK


Kardeşim,yoldaşım,omuzdaşım,yürekdaşım,dostum,can arkadaşım ,kocaman yürekli, büyük şair METİN DEMİRTAŞ’ı yitirdik.
Bu yıldırım çarpması gibi, bir yürek vurgunu gibi apansız gelen ölüm haberi, insana hayatın boş ve anlamsız olduğunu düşündürebilir.
Fakat öte yandan, bu hayatı anlamlı kılan, Metin Demirtaş gibi yiğit, duygulu, yürekli insanların varlığı, onların dünyaya yaydıkları dostluk,kardeşlik,arkadaşlık, fedakârlık,iyimserlik, umut, cesaret ışığıdır.
Canım, sevgili arkadaşım, bu apansız ayrılışta beni teselli eden şeyler birkaç gün önce Antalya’daki kitap şöleninde ve sonrasındaki dost sohbetinde buluşmamız, her buluşma sonrasında olduğu gibi sanki bu son buluşmaymış gibi vedalaşmamız, dönüşümden sonra da seni yine arayıp o sımsıcak “Sarı Defterler”inle, unutulmaz dizen “Bizim de Dağlarımız Vardır Che Guevara” nın kitap başlığı olduğu seçme şiirlerinle ilgili duygularımı, sevgilerimi, sevincimi iletmiş olmamdır…
Yurdumuzun, emeğin kurtuluşu için yaşamlarımızı boydan boya adadığımız savaşımda adın ve şiirlerinle; dostluğun, kardeş sesin, bilgeliğin, güzel gülüşün, gözü pekliğin, dürüstlüğün, omuzdaşlığınla, bu insan olma ve aydınlanma savaşımının her zaman en ön saflarında olacaksın.
“Şiirin Kanadında Mektuplar”ımız iki devrimci ve şairin eşine az rastlanır dostluğunun
tanığı olarak gelecek kuşaklar için de örnek olmayı sürdürecek…




Ataol Behramoğlu

27.09.2014     

12 Ağustos 2014 Salı

GENCO ERKAL TİYATROSUNA SALDIRI




Çağdaş Türk Tiyatrosunun en seçkin öncülerinden sevgili arkadaşımız Genco Erkal’ın tiyatrosuna karşı yapılan gece yarısı saldırısını nefretle kınıyoruz. Suçluların yakalanarak cezalandırılmasını beklerken, bu değerli sanat kurumun uğradığı maddi zararın karşılanması için de sanatçılar ve sanat kurumları gerekeni yapmalıdır. Sanat ve insanlık düşmanlığına karşı her zaman birlikte, omuz omuza yürüyüşümüz sürecektir.





SANATÇILAR GİRİŞİMİ

30 Haziran 2014 Pazartesi

Nihat BEHRAM’a verilen ceza Anayasa Mahkemesi’nde


Nihat Behram, Yurt Gazetesi’ndeki “Ak Terfi dedikleri bu olmalı” başlıklı yazısı nedeniyle İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce hakkında verilen “kesin” nitelikli mahkumiyet kararını bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahemesi’ne taşıdı. Polis Müdürü S. Selim Ay için yazıda geçen “işkenceci ve tecavüzcü” ifadesini “hakaret” sayan mahkemece Behram 3 aya mahkum edilmiş, bu ceza para cezasına çevrilmişti. Mahkeme sonunda Av. Başar Yaltı “Yargılanması gereken Behram değil S. Selim Ay’dır! Anayasa Mahkemesi’ne biresel başvuru hakkımızı kullanacağız” demişti.

işkenceci ve tecavüzcülüğü kanıtlanmış” ifadesinin yazarın görüşü olduğu ve bu görüşü destekleyecek yeterlilikte olgu bulunduğunu belirten Behram’ın avukatları AYM’ne başvuruyu “verilen cezanın temel hak ihlali” olduğu savıyla yaptılar. Başvuruyla ilgili olarak Av. Abdurrahman Bayramoğlu, “Verilen ceza basın ve düşünce özgürlüğüne müdahale niteliğindedir; mahkemenin bu kararıyla yazarın düşüncelerini açıklama ve yayma hakları ihlal edilmiştir. Yeniden yargılama ve giderim talep ettik” dedi.


Geçtiğimiz günlerde Behram hakkında bir mahkumiyet kararı da, soL Gazetesi’ndeki yazısında Melih Gökçek için “yolsuzluk şampiyonu” ifadesini “hakaret” sayan Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilmişti.

19 Haziran 2014 Perşembe

Cumhurbaşkanlığı konusunda Basın Bildirisi‏

ÇANKAYA İÇİN ULUSAL BİRLİK
BASIN BİLDİRİSİ

Cumhurbaşkanlığı Çatı Adayı
​​​​​​​​​​19 Haziran 2014

Çankaya İçin Ulusal Birlik Komitesi Taksim-The Hill Hotel’de biraraya gelek bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşulan konuların metnini aşağıda bulabilirsiniz.


10 Ağustos’ta birinci turu yapılacak Cumhurbaşkanlığı  seçimi Türkiye’nin ilk deneyimidir.Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ilk defa yurttaşların vereceği oyla seçilecektir. Bu nedenle aday seçimi çok önemlidir. Ülkemizdeki ve çevremizdeki olumsuz siyasi gelişmeler ile emperyalist planları da göz önüne aldığımızda, Cumhurbaşkanı adayının seçimi daha da önemli hale gelmektedir.

 Büyük Uzlaşı toplantılarında Cumhurbaşkanı adayında aranması gereken nitelikler konusunda toplumun örgütlü geniş kesimlerinin görüşleri alınmış ve katılan kuruluş temsilcileri  bu açıdan ortak paydada buluşan açıklamalar yapmışlardır.

         "Çankaya İçin Ulusal Birlik Grubu" olarak bizler de,
·        Mustafa Kemal'in ÇANKAYA’sında gerçekten demokrat;
·        Laik, hukuka, insan haklarına, kadın-erkek eşitliğine inanan;
·        Milli ve manevi değerlerimize saygılı;
·        Tam bağımsızlıktan ve barıştan yana;
·        Bölücülüğe ve gericiliğe asla ödün vermeyecek;
·        Bu güzel ülkenin bütününü, ayrımsız kucaklayacak;
·        Anayasamızın değiştirilemez hükümlerine ve ettiği yemine sadık kalacak;

 bir Cumhurbaşkanı görmek istediğimizi Büyük Uzlaşı toplantısında dile getirmiş ve verdiğimiz ilanlarla tüm siyasi partilere, demokratik kitle örgütlerine ve kamuoyumuza duyurmuştuk.

        "Çatı adayı", Cumhuriyetimizin temel ilkelerine bağlı geniş kesimlerin  ve demokratik kitle örgütlerinin görüşü alınmadan açıklanmış bu nedenle de -yerli, yabancı bazı kurum ve çevreleri memnun etse de- ulusal çıkarları önde tutan, tam bağımsızlık ve laiklikten ödün vermeyecek olan kurumlarımızın yani bizlerin beklentilerini karşılamamıştır.

         Cumhurbaşkanlığı için yukarıdaki -olmazsa olmaz- niteliklere sahip yeni bir adayın bir an önce belirlenmesi konusunun dikkate alınmasını istiyoruz, bekliyoruz.


BİLDİRİ OKUNDUKTAN SONRA SÖZ ALAN KATILIMCILAR İSE ŞU GÖRÜŞLERİ BİLDİRDİLER:

NAZAN MOROĞLU (İKKB KOORDİNATÖRÜ):
Kritik bir dönemden giçiyoruz ve Sivil Toplum Kuruluşları olarak tek tek hareket etmek yerine Çatı Aday için Çatı Örgüt oluşturduk: Çankaya için Ulusal Birlik.

NECLA ARAT (İKKB KOOERDİNATÖRÜ):
Kaygan bir zeminde olamak istemiyoruz. Temellere ve kurallara bağlı bir aday istiyoruz. Bu aday hazırlığı yapıldığı süreçte ismi hiç geçmeyenve halkın tanımadığı bir aday. Tam anlamıyla görücü usülü bir Cumhurbaşkanı seçimine zorlanıyoruz. İlkelere bağlıaday talebimiz olduğu için adayın geri çekilmesi doğrultusunda olan isteğimizi tekrarlıyoruz.

BEDRİ BAYKAM (UPSD BAŞKANI- SANATÇILAR GİRİŞİMİ SÖZCÜSÜ):

Kendisinin oy vermesini istediği kitle ile doku uyuşmazlığı varbu haketmediğimiz bir sonuç. Yapılan tüm dialoglar ve ortak aday kararı yerinde bir gelişim. Biz sağ adaya açıktık ama çizgi aşıldı. Laik sağ geçmişi ve güvenilir olan bir aday yerine İslami referansı olan ve kimsenin tanımadığı bir aday çıktı. CHP herkesle temas etti. Sivil Toplum Kuruluşları, sendikalar, partiler, sanatçılar... Bu kadar yapılan görüşmeden orataya çıkan aday bu mu? Siyasi tecrübesi yok hatta siyaset yapmak istemediğini kendisi ifade etmiş. Bu aday Erdoğan'ın karşısına çıktığı zaman onunla baş edebilecek mi? Sayın İhsanoğlu, tam tersine AKP'nin bizlerden de oy alabilmek için öne sürdüğü bir aday gibi. Bu düşüncelerin hepsine Sanatçılar Girişimi de katılıyor. Orhan Aydın, Gülsen Tuncer, Edip Akbayram, Tarık Akan, Müjdat Gezen, Orhan Kurtuldu ve daha sayısız sanatçımız.
Bugun görüyoruz ki seçmen potansiyelemizin 2/3 adaya karşı çıkıyor. Bizim AKP seçmenini ikna etmeye çalışmamız gerekirken, kendi seçmenlerimizin tepkisiyle karşı karşıyayız. Tüm tepkilerin değerlendirilip hatadan geri dönülmesi gerekiyor.


İLHAN GÜLEK (USTKB SÖZCÜSÜ):

Barış, lailk yüzümüzün kabul edemeyeceği bir aday. Bundan çıkar sağlayacak kesimler memnun gayet memnun. Göz boyamak için yapılan görüşmelerin işe yaramadığını ve bunlara kanmadığımızı bilmelerini istiyoruz. Koltuğa yakışacak bir aday talep ediyoruz.

ÖNAY ALPAGO (ESKİ BAKAN):

Tüm kimliklerimin yanı sıra CHPliyim ama bu adayı benimsemiyorum. Çünkü bu Parti genelinde de benimsenmiyor. Burada sadece Cumhurbaşkanı seçilmiyor. Genleceğimizi şekillendirmeye çalışıyoruz. Sayın İhsanoğlu'nun üm yaşamı ve geçmişi kendi tercihleri doğrultusunda şekillenmiş, bu gayet normal. Ama kendisinin tercihleri, bizim tercihlerimiz olamaz. AKP ile aynı kimlikte bir aday çıkaracağız yarışına girmememiz gerekiyordu. Bu kabul etmek fıtratımızda yok.



ŞULE PERİNÇEK (AYDINLIK GAZETESİ):

Basın olarak görevimizi rahatlıkla yapmak istiyoruz. Bu durum biz kadınlar için de büyük tehlike. Çocuklarımız, torunlarımız için başı dik ve özgür bir Türkiye istiyoruz. Bizim tanımlarımıza uygun bir Cumhurbaşkanı olursa ancak rahat uyuruz.

TÜM ÖĞRETİM ÜYELERİ DERNEĞİ:

Sorum şu: Cumhurbaşkanılığı için mülkiye, tıbbiye, harbiyenin kökü mü kurudu da El-Ezher ve Exeter Üniversiteleri mezunu tercihimiz oluyor.

ELİF İLHAMOĞLU (TGB BAŞKAN YARDIMCISI)

CHp yerel seçimlerde yaptı hatanın aynısını tekrarlamaktadır. AKP dublörü niteliğinde adayları seçerek başarısızlığa gitmektedir. Türk ulusu kendi bağrındn aday çıkaracak güçtedir.







ÇANKAYA İÇİN ULUSAL BİRLİK GRUBU

İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği, Kadın Araştırmaları Derneği, ADD – Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, Üniversiteliler Kültür ve Eğitim Vakfı, İP İstanbul Öncü Kadın, Türk Kadınlar Birliği( İstanbul-Beşiktaş-Bakırköy-Şişli-Kadıköy-Pendik Şubeleri), Çağdaş Anneler Derneği, CKD - Cumhuriyet Kadınları Derneği  (Kadıköy,  Maltepe, Fatih, Şişli Şubeleri), Şahkulu Sultan Vakfı, Çocuk Gelinlere Son Grubu, Milli Merkez, CUMOK, 68'liler Birliği Vakfı, Marmara Emlak Müşavirleri Derneği, Eğitim İş 3 ve 4 Nolu Şube, TÜMÖD İstanbul, TOBAV, Türkiye Gençlik Birliği, Türkiye Liseliler Birliği,  Ulusal Kanal, Aydınlık Gazetesi,  Onuncu Köy Derneği, Yurttaşlık Hareketi Derneği, Uluslararası Plastik Sanatları Derneği, Konut İş Sendikası, Şişli Sanat, Taşeron İşçileri Derneği, Talatpaşa Komitesi, Türkiye Sanatçılar Birliği Düzenleme Kurulu, Troya Folklor Araştırmaları Derneği, Bakırköylü Sanatçılar Derneği (BASAD).

2 Haziran 2014 Pazartesi

MÜSVEDDE KİM?


Tayyip Erdoğan’ın sanata az çok bulaşmışlığı var.
Belli ki şiir seviyor.
Gençliğinde hatta kendisinin yazıp yönettiği bir tiyatro eserinde de oynamış,..
Yeteneklerini bu yönlerde geliştirmeye çalışsa ülkeye belki daha az zararı dokunurdu.
Fakat kader onu siyasete sürüklemiş.
Gerçi sanata ilgisini büsbütün yitirmediği görülüyor.
Konuşmalarında arada bir şiir bilgisini ve zevkini sergilediğini görüyoruz.
Tiyatroya ve sinemaya ilgisini de geçenlerde yaptığı bir konuşmada “artist burada” diyerek kendini işaret etmesiyle ortaya koydu.
Bir heykeli “ucube” diye nitelemesi bu alanda da iddialı olduğunu göstermişti…
Fakat kendisine karşı olan sanatçılara “müsvedde” demesini nasıl açıklayacağız?
Amacı sanatsal bir değerlendirme mi, yoksa hakaret mi?
Sanatsal değerlendirmeyse bunu hangi ölçülere göre, hangi yetkiyle yapıyor?
Hakaretse, acaba karşısındakilerin görüşlerini eleştirmek yerine sanatçı kişiliklerine neden saldırıyor?
Sanat ve sanatçı konusunda bir yetinmezlik, bir kıskançlık duygusu mu var?
Merak duyduğu sanat alanlarında ilerlemeyip bir sanatçı müsveddesi olarak kalışının acısını mı çıkarmak istiyor?
Eğer öyleyse, rahat olsun, siyasette bugünkü konumunu kaybettikten sonra tıpkı Kenan Evren gibi sanata soyunarak istediği sanat alanında ürün vermeyi deneyebilir.
Hatta bu işten iyi para da kazanabilir.
Örneğin amatör bir ressam olan Hitler’in tablolarının çok iyi para ettiğini biliyoruz.
Irak celladı Bush da yine bir süre önce böyle bir deneme yaparak para kazandı…
Tayyip Erdoğan’ın nesi eksik!
Şimdi ya da düştükten sonra çıkaracağı bir şiir kitabının milyonlarca satacağından kuşku yok…
Biz “sanatçı müsveddeleri”nce başbakana ilişkin olarak asıl sorun, onun şu andaki konumunda müsvedde olup olmamasıdır…
Çünkü pek fazla vakti kalmadı.
En doğru kararı verecek olan tarih, kendisinden bir diktatör taslağı, başbakan müsveddesi diye söz edecek olursa, böyle bir hükmü değiştirmeye hiçbir diktatörün gücü yetmez…



SANATÇILAR GİRİŞİMİ

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Nihat Behram hakkında açılan davanın ‘karar’ duruşması 27 Mayıs Salı günü saat 11 de‏..

Sedat Selim Ay’a ‘işkenceci’ dediği için Nihat Behram hakkında açılan davanın ‘karar’ duruşması

İstanbul Terörle Mücadeleden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Sedat Selim Ay hakkında, Yurt Gazetesi’ndeki köşe yazısında “İşkenceci ve tecavüzcü” dediği için Nihat Behram hakkında açılan ve 3 yıla kadar mahkumiyet istenen davanın karar duruşması 27 Mayıs Salı günü, İstanbul Adliyesi 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

İşkence yöntemiyle sorgulama konusunda hakkında birçok iddia olan Sedat Selim Ay, daha önce işkence ve tecavüz suçlamalarıyla yargılanmış ve yargılandığı mahkemede 14 ay mahkumiyet 3 ay meslekten men cezası almıştı. Bu kararı Yargıtay “verilen cezayı az bularak” bozmuş ve tekrar yargılanması için mahkemeye geri yollamıştı. Bu süreçte ise dava “zaman aşımına” uğrayarak düşmüştü. “İşkenceci, tecavüzcü” iddiasıyla hakkında açılan davanın Yargıtay aşamasında “zaman aşımına uğrayıp” düşmesi sonrasında mağdurların avukatları davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AHİM)taşımıştı. AHİM, “işkencenin bir insanlık suçu olduğu, işkence davalarının zaman aşımına uğratılamayacağı” gibi gerekçelerle Türkiye’yi, “İnsan hakları sözleşmesinin işkenceye ilişkin 3. maddesine uymamaktan” mahkum etmişti.

Sedat Selim Ay’ın TEM Emniyet Müdür Yardımcılığına terfi ettirilmesini Yurt Gazetesi’ndeki “AK Terfi dedikleri bu olmalı” başlıklı köşe yazısında “işkenceci ve tecavüzcü S. Selim Ay terfi ettirildi” diye eleştiten Behram hakkında 3 seneye kadar mahkumiyet istemiyle “hakaret davası” açılmıştı. İlk duruşmada  Behram, “AHİM’de ülkemizin işkenceci diye mahkum edilmesine neden olmuş birine işkenceci dediğim için yargılanıyor oluşumu kabullenemiyorum. İnsanlık ta kabullenmeyecektir. İşkence yaptığına inandığım birine işkenceci demem hakaret değildir, suç değildir, gerçeğin dillendirilmesidir” diye savunma yapmış, Behram’ın avukatı Başar Yaltı ise “Asıl yargılanması gereken Behram değil Sedat Selim Ay’dır” demişti.

İstanbul Adliyesi 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 27 Mayıs Salı günü saat 11 deki duruşmasında mahkemenin karar vermesi bekleniyor.

19 Mayıs 2014 Pazartesi

TÜSAK ÇAĞRI METNİ

DİKKAT!
Sanatçılar İnisiyatifi'nin TÜSAK ile ilgili yaptığı çağrı 28 Mayıs saat 14:00'e  (Ses Tiyatrosu) ERTELENMİŞTİR.

Bilgilerinize sunulur.

Yeni bir istibdadın eşiğindeyiz…


İktidar sahipleri, hiçbir hak ve hukuk kuralı tanımadan, cumhuriyetin dişle tırnakla yarattığı maddi ve manevi tüm değerlere, toplumsal, siyasal, doğal ve çevresel tüm yaşam alanlarına fütursuzca saldırmaktalar. Türkiye’nin bağımsızlığı ve bütünlüğünden, laik toplum ve demokratik cumhuriyetten yana olan asker, sivil, aydın, sanatçı, işçi, memur, futbol takımı taraftarı, internet kullanıcısı, hatta neredeyse okur-yazar kim varsa izlenme, kovuşturulma, sahte delillere dayandırılarak tutuklanma, yıllarca hapis yatma tehdidi altındadır. İktidarın on iki yılda yarattığı korku, bir virüs, bir kanser tümörü gibi ülkemizin her yanına, tüm dokularına yayılmıştır. Ordu, meclis, yargı, üniversiteler, eğitim ve öğretim başta olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşları, Cumhuriyetin tüm kaleleri tek tek düşürülmekte, bir yandan da, yaratılan bu baskı, korku ve yıldırma ortamından yararlanılarak ülkenin maddi ve manevi tüm varlıkları; limanlar, tersaneler, kamuya ait fabrikalar, en verimli araziler, “zengin toprakların fakir bekçisi” olmama yalanıyla yer altı ve yer üstü zenginliklerimiz, akarsular, kıyılar, ormanlar, tabiat parkları, güneşi, havası ve rüzgârı, “kentsel dönüşüm” adı altında sakinlerinin ellerinden alınan şehirlerin en seçkin semtleri, en gözde arsalar, kütüphaneler ve hatta tarihi yapılar emperyalistlere, Arap şeyhlerine, eşe-dosta, yandaş sermayeye peşkeş çekilmektedir.


Bütün bunlar yetmedi, gözlerini şimdi de sanata, cumhuriyetin dişle tırnakla yarattığı sanat kurumlarına senfoni orkestraları, tiyatro, opera ve baleye diktiler.
Daha iktidara geldikleri ilk günden kâh sanatın içine tükürerek, kâh mizaha ceza yağdırarak, kâh ucube ilan ettikleri anıtları yıkarak, kâh resim sergilerini dağıttırarak başlattıkları bu saldırılara şimdi bir yenisini daha eklediler. Cumhuriyet’in 90 yıllık sanat birikimine, “Türkiye Sanat Kurumu” adını verdikleri TÜSAK Yasası’yla son darbeyi indirmek istiyorlar.


TÜSAK, sanata ve sanatçıya kurulmuş büyük bir tuzaktır! Bu tuzakla, eğer başarırlarsa, daha 1924’de çıkarttığı Müzik ve Sahne Sanatları Kanunu ile sanatın kurumsallaşmasını başarmış genç Cumhuriyet'in yoktan var ettiği sanat kurumlarımızın kimlikleri yok edilecek, özel kanunla koruma altına alınan özerk kurumsal yapıları ortadan kaldırılarak siyasi iradenin emir ve güdümüne sokulacaktır.

TÜSAK taslağı yasalaşırsa; başta Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ve ona bağlı, kuruluşu 1826 yılına dayanan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile birlikte 6 devlet senfoni orkestrası kapatılacaktır.
Devlet Çok Sesli Korosu, Devlet Halk Dansları Topluluğu, tüm Devlet Halk Müziği ve Klasik Türk Müziği koro ve toplulukları, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile bunlara bağlı 55 sanat kurumunun sanatın aydınlığını Anadolu'ya yayan ışığı karartılacaktır.



TÜSAK taslağı yasalaşırsa; çok kısa bir süre içerisinde devlet konservatuvarları ile sanat eğitimi veren tüm okullar, üniversitelerdeki ilgili bölümler de kapanacaktır.
TÜSAK, binlerce sanatçının işsiz kalması bir yana, 90 yıllık sanat birikiminin bir anda yok edilerek ülkemizin ortaçağ karanlığına çekilmesi, çölleştirilmesi demek. Bu tasarıyla, yasalaştığı takdirde, idari ve mali özgürlüğünü yitiren sanat kurumları özel şirketlere peşkeş çekilerek tümüyle metalaştırılacaktır.


Bu durum özel sanat kurumlarına da yansıyacak. Sanatçılar devlet güvencesinden mahrum bırakılacak, taşeron sisteminden daha kötü koşullar altında yaşayacak, ihtiyaç olduğunda işe çağırılacak, ihtiyaç olmadığında açlığa mahkûm edilecektir. Öte yandan, uluslararasında etkili bir rekabet gücüne sahip olan sanat ve sanatçımız kısa sürede bu özelliğini kaybedecektir.


TÜSAK’la, sanatçılar yaratma özgürlüğünü de yitirecektir. Siyasi iradenin görüşleri doğrultusunda hareket etmeyen sanatçı her türlü olanaktan mahrum bırakılarak adeta cezalandırılacak, mesleğini yapamaz, sanatını icra edemez duruma getirilecektir.
TÜSAK, yandaş sanatçı modeli demektir. TÜSAK, sanatçılarımız için ya yandaş olacaksın, ya da yok olacaksın yasasıdır.


Bizler TÜSAK Yasası’nın bir TUZAK olduğunu görüyor, bu tuzağa gelmeyeceğimizi ilan ediyoruz. Türkiye'nin sanatla ilgili tüm kararlarını iktidar tarafından görevlendirilen 11 yandaşın yetki ve sorumluluğuna bırakan bir anlayışı REDDEDİYORUZ.
Sanatı, sanat kurumlarımızı ve sanatçımızı yok etmeyi amaçlayan padişah fermanlarını tarihin çöplüğüne atacağız. Heykelleri parçalayan, sanat eserlerinin içine tüküren, sergileri dağıtan, yazarını, oyuncusunu hapse atan, kültür merkezlerimizi yıkıma terk eden, en son “TÜSAK Yasası” ile sanatçıların ellerindeki enstrümanlara, sanat kurumlarına ait tüm mal varlıklarına el koymayı, devlet güvencesini ortadan kaldırıp sanatçıyı sokağa atmayı planlayan ortaçağ zihniyetine DUR diyeceğiz.

Ey sanat yıkıcıları, 90 Yıllık sanat geçmişimizi 12 yıllık iktidarınıza çiğnetmeyeceğiz.
Ey sanatın aydınlatan ışığından korkanlar, 90 yılın sanat birikimini yıkmaya sizin gücünüz yetmediği gibi hiçbir iktidarın gücü de yetmez ve yetmeyecektir.


Kararlıyız!
Sanatı, sanat kurumlarımızı ve sanatçılarımızı kurda kuşa yem ettirmeyeceğiz.
Kararlıyız!
Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk'ün 1924’te ve 1934’te yaptığı gibi 2014 yılında da bizler, düzenleyeceğimiz Sanatçıların Birlik Kurultayı ile Cumhuriyet’in tüm kazanımlarına sahip çıkacak, sanatın aydınlığını gelecek yüzyıllara taşıyacağız! Bu, bizi yetiştiren ülkenin omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluk, bir görev, bir seferberlik çağrısıdır. Türkiye’nin sanat ve sanatçı birikimi bu çağrının gereğini yerine getirme, bu görevi başarma gücüne sahiptir.
Bu kararlılıkla, biz aşağıda adları ve imzaları bulunanlar, tüm sanatçılarımızı iktidarın kurduğu, sanata, sanat kurumlarımıza ve sanatçılarımıza top yekun bir saldırı olan TÜSAK tuzağını bozmaya, ticarileştirme başta olmak üzere sanatı ve sanatçıyı tehdit eden tüm uygulamalarına, sanata ve sanatçıya müdahale ve sansürüne karşı “1924’ten 2014’e Sanatçıların Birlik Kurultayı”nda buluşmaya, sanatı ve hayatı savunmaya çağırıyoruz.


YAŞASIN SANAT!

YAŞASIN TÜRKİYE’NİN SANAT VE SANATÇI BİRİKİMİ!

Abdülkadir Günyaz
Adnan Biricik
Altuğ Dilmaç
Ataol Behramoğlu
Atilla Dorsay
Ara Güler
Ayla Algan
Ayşe Emel Mesci
Ayşe Kulin
Bedri Baykam
Bubi
Cem İdiz
Devrim Erbil
Duman
Edip Akbayram
Ekrem Ataer
Ekrem Kahraman
Elif İdiz
Erkan Can
Ertuğrul Ateş
Ferhan Şensoy
Fikret Otyam   
Filiz Ali
Füsun Demirel 
Genco Erkal
Gülriz Sururi
Gülseren Südor
Gülsin Onay
Güvenç Dağüstün
Hayati Asılyazıcı
Hıfzı Topuz
Hidayet Karakuş
Hüsamettin Koçan
Hüseyin Haydar
Işık Yenersu
İbrahim Balaban
İdil Biret
İlhan İrem
İlyas Salman
İnci Aral
İnci Özdil
İsa Çelik
İsa Çelik
Kaya Özsezgin
Kemal Kocatürk
Kerim Soysal
Kıraç
Kubat
Levent Kırca
Levent Üzümcü
Leyla Şahin
Mecit Ünal
Mehmet Aksoy
Mehmet Ali Kaptanlar
Meriç Sümen
Mesut İktu
Mine Tüfekçioğlu
Muammer Sun 
Muazzez İlmiye Çığ
Muharrem Pire
Murat Cem Orhan
Mustafa Bilgin
Mustafa Köz
Muzaffer Akyol
Müjdat Gezen
Nejat Yavaşoğulları
Nışan Şirinyan
Nurseli İdiz
Okday Korunan
Oktay Akbal
Orhan Aydın
Orhan Kurtuldu
Osman Şahin
Özdemir Altan
Özdemir Nutku
Payidar Tüfekçioğlu
Sali Turan
Sarper Özsan
Seden Kızıltunç
Selçuk Yöntem
Selva Erdener 
Serkan Koç
Seyyit Nezir
Sıdıka Özdil
Sumru Yavrucuk
Suna Kan
Sunay Akın
Suzan Aksoy
Tamer Levent
Tarık Akan
Tarık Günersel
Timur Selçuk
Tuna Kiremitçi
Tunç Günbay
Turgay Erdener
Tülin Onat
Volkan Konak
Vural Yıldırım
Yavuz Özkan
Yıldız Kenter
Yusuf Sezgin
Yücel Erten
Zafer Bilgin
Zafer Ergin 
Zeliha Berksoy
Zihni Göktay
Zuhal Tekkanat
Zülfü Livaneli

15 Mayıs 2014 Perşembe

SANAT ÖRGÜTLERİNDEN HÜKÜMETE İSTİFA ÇAĞRISI

Halkımıza ve basına duyurulur…

Soma’da hayatını kaybeden maden işçilerinin sayısı her saat artarken, yüzlerce işçi yerin altında kurtarılmayı bekliyor.

Umudumuz giderek tükenmekte.

AKP, Soma havzası ile ilgili günler öncesinden verilen meclis önermesini yok saymakta ve somut gerçeği karartmaktadır.

Başbakan: “Ölüm bu işin fıtratında var” diyerek ortamı germektedir.

Hükümetin Soma’da yaptığı ceset çıkarmak ve ölü sayısını gizlemeye çalışmaktan ibarettir.

Ne Başbakan ne Enerji Bakanı, ne Çalışma Bakanı ne cumhurbaşkanı ne de tek yetkili Soma Holding hakkında ne tek laf etmekte ne de ettirmekte.

Yüzlerce işçinin canı pahasına üretim maliyetini yüzde seksen beş oranında düşüren Patron, ağzını açamamakta… Kaçak olarak çalıştırılan işçilerin, madene sokulan 15 yaş sınırındaki çocukların hesabını verememekte.

Soma’da örgütlü Maden-İş Sendikası sessiz kalmakta... Türk-İş karanlığa saklanmakta… AKP mitinglerinde bayrak sallayan konfederasyonlardan ses çıkmamakta…

Tecrübeyle sabittir” ki başbakanının vatandaşa yumruk salladığı, müsteşarının maden işçisinin acılı yakınına tekme attığı bu hükümet suçlularıı bulamayacak, daha doğrusu buldurmayarak yaraları saramayacaktır.

Zenginliklerimizi sermayeye kendi menfaatleri uğruna peşkeş çekenler, dolayısıyla bu tür ölümlere neden olanlar mutlaka yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.

Buradan yüksek sesle bağırıyoruz: İKTİDAR, İSTİFA EDEREK HÜKÜMET ETMEYİ DERHAL BIRAKMALIDIR.

Bu olay Türkiye’nin üzerine damlayan son kan damlası olmalıdır.

TEB (Tiyatro Eleştirmenleri Birliği)
Sanatçılar Girişimi
TYS (Türkiye Yazarlar Sendikası)
PEN Türkiye Merkezi
Kültür Sanat-Sen
Tiyatro Platformu
Türkiye Tiyatrolar Birliği
UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği)


14 Mayıs 2014 Çarşamba

Soma Faciası‏




Değerli arkadaşlarımız,

Soma işçi cinayeti yüreklerimizi dağlıyor.
Sorumlusu ülkemizi yöneten AKP ve yandaşlığıdır.
Ölümlü işçi cinayetlerinde Avrupada 1., Dünyada 2. olmak ayıbı bu ülke yöneticilerinin alnındaki kara lekedir.
Halkımıza en içten saygıyla başsağlığı diliyor, acılara tutunmadan sorumlulardan hesap sorulması için insanlığı göreve çağırıyoruz.
Görünen açıktır.
Hırsız halen hırsız, katil halen katildir.
Reddediyoruz.

Sanatçılar Girişimi


*15 Mayıs Perşembe günü için sanatçı dostlarımızca yapılan TÜSAK için açıklama çağrısı ileri bir tarihe ertelenmiştir.

*Bu akşam saat 19.00 da Tünel'de buluşup Galatasaray'a yürüyerek o cinayeti protesto edecek olan TBB- TMOB-DİSK-KESK çağrısına katılım sağlanacaktır.

12 Mayıs 2014 Pazartesi

TÜSAK'a karşı, 15 Mayıs 2014 Perşembe, saat 14.00'de Ortaoyuncular'da‏

Değerli Sanatçımız;
TÜSAK yasa taslağına karşı, 15 Mayıs 2014 Perşembe günü, saat 14.00'de Ortaoyuncular-Ses Tiyatrosu (Ferhan Şensoy) İstiklal Caddesi'ndeki tiyatro binasında toplanıyoruz. Olayı protesto etmek ve tepki göstermek üzere basın toplantısına katılmanızı diler, sevgi ve saygılarımı sunarım. 
İnci Özdil
İlk Kadın Orkestra Şefi  

BASIN DUYURUSU
1924 yılında çıkarılan Sahne Sanatları Kanunu ile sanatın kurumsallaşmasını başarmış Genç Cumhuriyet'in yoktan var ettiği Sanat Kurumlarımızın kurumsal kimliklerini yok ederek, kurumsal yapıları dağıtılıyor ve ortadan kaldırılıyor.
GÜZEL SANATLAR GENEL MÜDÜLÜĞÜ ve ona bağlı olan, kuruluşu 1826 yılına dayanan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile birlikte 6 Devlet Senfoni Orkestrası,
Devlet Çok Sesli Korosu, Devlet Halk Dansları Topluluğu, tüm Devlet Halk Müziği ve Klasik Türk Müziği koro ve toplulukları,
DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, DEVLET OPERA ve BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ve bu Genel Müdürlüklere bağlı, Anadolu'nun her yerinde sanatın aydınlığını yayan Müdürlüklerin tamamı, yani 55 Sanat Kurumu TÜSAK Yasası ile kapatılmak istenmektedir.
Buna bağlı olarak çok kısa süre içerisinde Devlet Konservatuvarları ve sanat eğitimi veren tüm okullar, üniversitelerdeki bölümler ister istemez kapanacak, Ülkemiz tam anlamıyla ÇÖLLEŞECEKTİR!
Sanatçısını yitiren kurumlar yavaş yavaş kapanacak, bu durum özel sanat kurumlarına da yansıyacaktır.
Sanatçılar devlet güvencesinden yoksun bırakılacak, taşeron sisteminden daha kötü koşullarda, telefonla gereksinim duyulduğunda işe çağırılacak, gereksinim duyulmadığında ise açlığa mahkûm edilecektir. Uluslararası düzeyde rekabet edebilen sanatımız bu özelliğini kaybedecektir.
Yandaş sanatçı modeli gündeme gelecek, sanat ve sanatçı öz bağımsızlığını kaybede-
cektir. Daha önce özel kanunları ile koruma altına alınan Sanat Kurumlarımızın ÖZERK yapıları, kanunları ile birlikte bütünüyle ortadan kaldırılacak, TÜSAK Yasası ile siyasi iradenin emrine ve güdümüne sokulacaktır.
Sanatçılar siyasi iradenin görüşleri doğrultusunda hareket etmediği zaman, sanatçı adeta cezalandırılacak, her türlü olanaktan mahrum bırakılabilecek, hatta sanatçı mesleğini yapamaz duruma getirilebilecektir. Bu bir tek şeyi beraberinde getirir; ya yandaş sanatçı olacaksın, ya da yok olacaksın.
Yani sanatta YOZLAŞMA!

Bizim yapacaklarımız ise:

Türkiye'nin sanatla ilgili tüm kararlarını, iktidar tarafından göreve getirilen 11 yandaş kişinin karar ve sorumluluğuna bırakan bir anlayışı REDDEDİYORUZ. Heykelleri parçalayan, sanat eserlerinin içine tüküren, sergileri dağıtan, yazarını, oyuncusunu hapse atan, Kültür Merkezlerimizi yıkmaya kalkıp çürümeye terk eden Ortaçağ zihniyetine ve yıkıcılara DUR demek için buradayız.

55 Sanat Kurumumuzu 16 sayfalık, içeriği Atatürk öncülüğünde Cumhuriyet'in kazanımlarını yok etmeye yönelik padişah fermanlarını tarihin çöplüğüne atıyoruz.
TÜSAK Yasasının bir TUZAK olduğunu görüyor, bu tuzağa gelmeyeceğimizi söylüyoruz.
90 Yıllık sanat geçmişimizi 12 yıllık iktidarınıza çiğnetmeyeceğiz, 90 yıllık birikimi yıkmaya hiçbir iktidarın gücü yetmez, yetmeyecektir.
Bu nedenle tüm sanatçılarımızı Anadolu'nun her yerinden çağırıyor, sanatçılarımızın birliğini tüm Dünya'ya ilân etmek istiyoruz. Bu bir Seferberlik Çağırısıdır!
Sanatımıza, kurumlarımıza ve sanatçılarımıza sahip çıkacak, Türkiye'nin geleceğine sanatçı aydınlığını taşıma konusundaki kararlılığımızı ilan edeceğiz.
Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk'ün 1924 yılından başlatarak 1934 yılında yaptığı kurultay gibi, 2014 yılında da bizler, sanatçıların birliğine damgasını vuracak, Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm kazanımlarına sahip çıkıyor, 1934'ten 2014'e sanatçıların Birlik Kurultayı'na tüm sanatçılarımızı ve sanat emekçilerini çağırıyoruz.
YAŞASIN SANAT!

25 Nisan 2014 Cuma

CHP KÜLTÜR PLATFORMU Türkiye Sanat Kurumu Sempozyumu


CHP Kültür Platformu tarafından 27 Nisan 2014 pazar günü gerçekleştirilecek olan Türkiye Sanat Kurumu Sempozyumu'nda sizleri aramızda görmekten onur duyacağız. 
Davet ve program detayını ekli davetiyede bulabilirsiniz
Katılımınızı LCV ile bildirmenizi rica ederiz 
Saygılarımızla

22 Nisan 2014 Salı

1 MAYIS’TA TAKSİM ALANINDAYIZ


Emek düşmanı, sanat düşmanı gerici AKP iktidarı, yasaları, gelenekleri, kitlelerin isteğini bir kez daha hiçe sayarak 1 Mayıs kutlamalarını yasaklamak, Taksim Alanı’nı Emek ve Emekçi Bayramına kapatmak istiyor.

Bu yasak aslında 1 Mayıs’ın yasaklanması demektir.

Bu yasak emek ve emekçi düşmanlığının, Gezi Ruhu karşısında duyulan amansız korkunun sonucudur..

Rant ve talan hırsıyla, gözü dönmüş bir yıkıcılıkla param parça edilen ve böylece de ortada bırakılan Taksim Alanı, 1 Mayıs 1977 şehitleriyle ve Gezi Parkı direnişiyle ölümsüzleşmiş, emeğin ve emekçinin şanlı tarihine silinmezce kazınmıştır.

Taksim Alanı 1 Mayıs kutlamalarına yasaklanamaz.

Bizler, sanatçılar, sanat emekçileri buna izin vermeyeceğiz.

1 Mayıs Perşembe günü büyük emekçi kitleleriyle; emekten, hukuktan, adaletten, barıştan, kardeşlikten yana olan herkesle omuz omuza Taksim Alanı’nda olacağız.

Gerici siyasal iktidar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerini, evrensel hukuk ve insan hakları ilkelerini çiğneyerek yasakçılılıkta ve yasa tanımazlıkta direnecek olursa, kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak kaos ve kargaşa ortamının ve ağır sonuçlarının sorumlusu kendisi olacaktır.

1 Mayıs’ta Taksim Alanında olmak yasa tanımazlık değil, evrensel insan haklarının, emeğin ve emekçinin onurunun, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma
Gününü kutlama geleneklerimizin savunulması demektir.

Hiçbir yasaklama, şiddet, tehdit, 1 Mayıs Perşembe günü Taksim Alanında buluşmamızı engelleyemez.

1 Mayıs’ta Taksim Alanındayız.



SANATÇILAR GİRİŞİMİ

25 Mart 2014 Salı

YÜRÜTMEYİ DURDURMA AÇIKLAMA VE BELGESİ..‏


Birlikte yeneceğiz…

Kültür Bakanlığının her yıl dağıttığı ‘ödenek’ için bu yıl birçok tiyatroyu cezalandırdığını öğrendiğimizde üstümüze atılan bu kara örtüden birlikte kurtulacağımızı düşünen alandaki onlarca tiyatro ile bir araya geldik.

Ses Tiyatrosu’nda buluşup mücadele kararlığımızı açıkladık ve ardından Türkiye Barolar Birliği Genel Merkezi’nin çağrısı ile gerçekleştirdiğimiz Hukuk Sanat Buluşması’nda ‘dava açma süreci başlatma’ kararı doğrultusunda Baro’nun katkılarıyla davalarımızı açtık.

Orta Oyuncular Tiyatrosu ilk yürütmeyi durdurma kararı alan tiyatromuz oldu. Arkası gelecektir. Dava açan tüm tiyatrolar kazanacaktır. AKP hükümetinin ve onun kültür bakanının haksız-hukuksuz dayatması son bulacaktır.
Biz sanat alanında örgütlenmiş yapılar ülkemize, ülkemiz sanat alanlarına yapılan tüm saldırılarda ortaklaşma kararlığımızı sürdürdüğümüz sürece kaybeden gericilik olacaktır.

TÜSAK adıyla ortaya atılan tuzaktan da böyle kurtulacağımıza inancımız sonsuzdur.

Bu sene ülkemiz tarihinde bir başka ilk te Alternatif 27 Mart Dünya Tiyatro Günü Bildirisi’nin ortaklaştırılmasıdır.
Bildiriyi yazan değerli Yücel Erten’e ve altına imzalarını koyan tüm sanat örgütlerine birlikte mücadele kararlığı adına teşekkür ederiz.

Sanatçılar Girişimi






21 Mart 2014 Cuma

27 MART 2014 DÜNYA TİYATRO GÜNÜ ALTERNATİF BİLDİRİSİ

Sanat Örgütlerinin ortak kararı ile bu yıl bildirimizi Sayın Yücel Erten kaleme almıştır.

Bildirimiz şu ana kadar;

Sanatçılar Girişimi
Tiyatro Platformu
Türkiye Tiyatrolar Birliği
UPSD
TEB
Özerk Sanat Konseyi
TOMEB İst. ŞUBE

tarafından imzalanmıştır ve tüm sanat örgütlerin imzaları için dolaşımdadır.

Saygılarımızla

27 MART 2014 DÜNYA TİYATRO GÜNÜ
ALTERNATİF BİLDİRİSİ

Bugün “Dünya Tiyatro Günü”. Yeryüzünün dört bir bucağında şenliklerle kutlanıyor. Bu yurdun sanatçıları olan bizler ise, şenlik düzenlemek bir yana, kaygı ve isyan duygusu içindeyiz.
İktidara hakim zihniyet, ülkemizde sanata topyekûn savaş açmış görünüyor. Gün geçmiyor ki sanat alanlarımız, gerici bir zihniyetin alelacele çırpıştırdığı yıkımcı buyruklarla karşılaşmasın.
Gözdağı, baskı, tehdit, sansür, rant ve yıkım, sanat alanlarımızın ve kurumlarımızın Alikıranbaşkeseni oldu.
Dans beldenaşağı, heykel ucube, resim müstehcen, edebiyat sakıncalı, opera lüks, orkestra zulüm, sinema ayıp, tiyatro tehlikeli, kitaplar bomba sayılıyor.
İnsanlığın ortak mirası olan kültürel ve tarihi dokular,saygısız bir talan furyası ile karşı karşıya.
Sanat eğitimi gecekonduya sıkıştırıldı.
Sanat üretilen ve sunulan yapılar ya alışveriş merkezine ya da karakola dönüştürüldü.
Sansür gündelik olay halini aldı.
Sokak sanatçılarına karşı baskı ve taciz, aldı başını yürüdü.
Özel tiyatrolar, koşullu sadakaya bağlandı. Destek fonuna kabul edilemez,çağgerisi bir‘ahlaki ve milli değerler’ kapanı kuruldu.
Yerel yönetim tiyatroları belediye memurlarının meşrebine mahkûm edildi.
Adına TÜSAK denilen bir fetva ile cumhuriyetin gözbebeği sanat kurumları için idam fermanı düzenlendi.
Dozerler, TOMAlar, gaz fişekleri, akrepler ve çıyanlar, özgür düşüncenin, bilimin ve sanatın kapısında nümayiş halinde...
Bütün bunlar karşısında,yandaş medya kör ve sağır. Üniversitelerin tiyatro bölümleri kıpırtısız. Kültür Bakanlığı uzman, memur ve danışmanları önünü ilikliyor. Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün Türkiye Milli Merkezi de tabuttaymışçasına suskun…
Sanat kurumlarımız zaman içinde aşınmış ve yıpranmış olabilir.
Buna yol açan, çağın isterlerine yanıt veremeyen eskimiş yasalar, siyasilerin ve yöneticilerin ihmalleri, orantısız derecede düşük bütçe ve yatırımlar, moral bozucu çifte standard uygulamaları ile asılsız ve orantısız suçlamalardır.
Çok iyi biliyoruz ki, mevcut durumdan sanatçılar da hoşnut değildir. Ve çözüm üretmek için çalışmaktan geri durmamış, emek vermiş, öneriler ortaya koymuşlardır.
Ne var ki iktidardaki zihniyet, bu birikime kulaklarını tıkamıştır. Kurumları onaracak, iyileştirip geliştirecek rasyonel tedbirleri almak yerine, yıkımcılık yolunu; halkın sanat ihtiyacını uygun şekilde karşılamak yerine de, kâr ve rant yolunu seçmiştir.
Biz sanatçılar, ustalarımızdan el aldık.Sanatımızı öğrenirken, insanı görmeyi, insanı sevmeyi öğrendik.
Siyasal rant oyunlarını değil, oyun sevinciyle gönülleri fethetmeyi öğrendik.
Dansederken;yerçekimine meydan okumayı, insanların bedenine ve ruhuna kanat takmayı öğrendik.Biz bedenimize çelik bir disiplin kazandırmak için parmakucuna çıkarken, sıçrarken; toplumu yüceltmenin, sıçratmanın düşünü paylaştık.
Çoksesli şarkılarımızı söylerken;kulaklardaki ve zihinlerdeki duvarları yıkmayı öğrendik.Arşe çekmeyi, üflemeyiöğrenirken;insanların yüreğine su serpmeyi, zihnine ışık tutmayıöğrendik.
Biz fırçamızla renkleri türküye ve halaya dönüştürmeyi; ağaç, toprak, taş ve tunca Kybele anamızla Nasreddin babamızıkoymayı öğrendik.
Sesimizi, diaframımızı, kulağımızı, ellerimizi, bedenimizi eğitirken;insanlığın doğrularını savunmak için sesimizi gürleştirmeyi de öğrendik.
Sadece ezber yapmayı öğrenmedik; darkafalı siyasetçilerin, sömürgenlerin, aymazların ve çıkarcıların ezberini bozmayı da öğrendik.
Orkestralarımız uyum içindeki çoksesliliğin simgesidir.
Sahnelerimiz insanlığın kendisiyle yüzleştiği, tarihiyle ve geleceği ile hesaplaştığı, iyi ile kötüyü ayırdettiği, önyargılarla savaştığı, aydınlığa ulaşmaya çalıştığı şenlik alanlarıdır.
Sessizliğin içindeki çığlığı, heyecanın barındırdığı dönüşümü, gözyaşının arındırıcı hızını, kahkahanın devrimci gücünü; avuçlarımızda su taşırcasına seyircimizle paylaşırız.
Ama biz sanatçılar yalnızca duygular dünyasının ve ilhamın değil; aynı zamanda aklın, bilginin, bilincin, vicdanın ve emeğin kuracağı, yeni ve güzel bir dünyanın neferleriyiz. Daha uygar bir dünya, kardeşçe ve daha iyi bir yaşam ve daha duyarlı, daha birikimli bir toplum; biz sanatçıların vazgeçilmez düşüdür. Bu yüzden sonunda, divan kurup yasa yapmayı da öğrendik.
Bu bağlamda: Sanat kurumlarımızın yokedilmesi girişimine sonuna kadar karşı çıkacağız! Susmayacağız, çünkü sanatçı son sözü karanlığa bırakmaz!
Şunu söylemek ve savunmak, büyük savaşçı ve büyük sanatkâr Mustafa Kemal’e, cumhuriyetin kurucularına, yurdumuzun sanat öncülerine, bizleri yetiştiren aziz öğretmenlerimize, halkımıza ve tarihe karşı borcumuzdur:

Er ya da geç, yurdumuzda bilim ve sanat özgür, kurumları özerk olacaktır!...